Osmanlı dönemi Taraklı’nın mezar taşları

5 10 2010

Evliya Çelebi Adapazarı’ndan geçerken Taraklı ilçesine uğrar, bu tarihi dokuyla harmanlanmış ilçeyi şu satırlarla anlatır. “Bağlı bahçeli, dere içinde beş yüze yakın mamur evi olan şirin bir kasabadır…” Bu yetmezmiş gibi bir başka seyyahımız İbni Battûta’da 14. asırda Anadolu’yu gezerken yolu yine bu ilçeye düşer. Burada bir ahî tekkesinde konaklayan Battûta, Taraklı’nın şirin ve büyük bir kasaba olduğundan söz eder. Taraklı’nın bunlar kadar ilginç olan bir başka yönü ise İstanbul’un fethinden çok önce Taraklılıların da içinde bulunduğu belli sayıda Müslüman’ın İstanbul’a gelip yapılan anlaşma gereği İstanbul’a yerleşmesidir. Hadise şöyle gerçekleşir: Yıldırım Bayezid fethetmek için İstanbul’u kuşatır. İstanbul’un fetih özlemiyle dolup taşan Bayezid, muhasarayı sürdürürken Anadolu’da Timur tehlikesi baş gösterir. Bizans İmparatoru Yuannis ile kuşatmayı kaldırma noktasında bir anlaşma yapar. Bu anlaşma çerçevesinde “İstanbul Sirkeci’de Türkler için 700 ev ile bir mescit yaptırılır. Taraklı Yenicesi, Göynük ve Karadeniz sahili tarafından buraya Türkmen halkı buraya naklettirilerek iskân edilir.”

Adapazarı’na 70 km mesafede bulunan bu şirin yerleşim yeri, tarihten gelen mimari dokuyu bütünüyle yansıtan ahşap evleri, tarihi eserleriyle Osmanlı özelliğini korumaktadır. Gezenlerine tarihi bir güzellik, revnaklı bir esinti sunmaktadır.

Taraklı’nın tarihini hızlı geçiyorum, çünkü size bu ilçeden bahsedeceğim ayrı bir konu var: “Osmanlı Dönemi Taraklı’nın Mezar Taşları”.

Mezar taşları önemli. Çünkü mezar taşları bir milletin tarihi belleği, tarihi belgeleridir. Bir noktada o coğrafyada kimlerin yaşadığını gösteren en önemli kanıtlardır. Bir milletin tapu senetleridir. Bir de bu kitabeler Osmanlı medeniyeti’nin izdüşümlerini gösteriyorsa daha da önemlidir. İşte bu demden olmak üzere Taraklı’nın Osmanlı döneminde taşa hakkedilen yazılarını, kitabelerini okumaya çalıştığımızda inancın dışa vurumunun görkemiyle karşılaşırız. Zaten Osmanlı dönemi mezar taşları ve kitabeleri gerek işçiliği, gerek yazı sanatıyla birer sanat harikasıdır. Hele şehirlerimizdeki eski mezar taşları incelendiğinde, hatta Osmanlı’nın 20 milyon kilometrelik devasa hükümran olduğu alan incelenirse -ki bu mezar taşlarının Anadolu dışında kalanlarının, özellikle de Balkanlardakilerin çoğu tahrip edilmiştir- bunu görmek mümkündür. İşte Taraklı ilçesindeki mezar taşları da Osmanlı kültürünün, inancının günümüze kalan bir yansımasıdır. Bu mezar taşlarından bazılarının kitabeleri şöyledir:

“Bâkî olan Allah’tır. Ey Allah’ım! Ayrılığınla beni terk edilmiş eyleme. Binbir ismin hürmetine ey zeval bulmayan Hüdâ! Mahşer yerinde beni mahzun ve hor kılma…”

“Bâkî olan O Allah’tır. Beni bağışla ey Rabbim. Arş-ı A’zam ve Kur’an nuru hakkı için, gelip kabrimi ziyaret eden ihvan, ideler ruhuma bir fatiha ihsan…”

“Hüve’l-Bâkî, ziyaretten Murad bir duadır. Bugün bana ise yarın sanadır…”

“Hüve’l-Bâkî, fenâdan bekâya eyledi rıhlet, ide kabrini Hak ravza-i cennet…”

“Bâkî olan Allah’tır. Çünkü ecel geldi ona olmaz aman, cürmünü affeyle yâ Rabbe’l- Mennan, mağfiret kıl olmasın hâli yaman, mazhar-ı nur-ı şefaat kıl her zaman…”

“Bâkî olan O Allah’tır. Terk etti ana-babasının bir gülü, taze iken ola Cennet bülbülü…”

“Bâkî olan Allah’tır. Genç evladım uçtu cennet bağına. Firakı kaldı valideynin canına…”

“Bâkî olan Allah’tır. Âh ile dinleyerek tazeliğime doyamadım. Çünkü ecel vadesi dolmuş murâd alamadım. Âh! Fânî cihanda dolu ömür süremedim. Ne ayrılık ki takdir bu imiş tâ ezelden bilemedim…”

“Ansızın bir derde düştüm bulamadım asla deva, kimse beklemesin bu geçici dünyada vefa, gerçi derde düşüşüm Rabbimin daveti oldu, emanetini teslim edip ahirete gitti, genç iken göçtü cihandan böyle güzel huylu insan, dilerim kabrini pür-nûr eyleye Rabbü’l- Kerim…”*

Mezar taşlarının kitabeleri böyle sürüp gidiyor. Anlamlı, manevi duygularla mezcedilmiş ifadelerin yoğun olduğu taş üstüne yazılmış yazılar. Bir dantel gibi taşa hakkedilmiş yazılar… Tabii hepsinin sonunda beklenen tek şey, ruhlarına birer “Fatiha” okunması isteği…

Hz. Peygamber Medine’de Cennetü’l-Bâkî mezarlığına geceleri bile gitmiş, saatlerce dua etmiş, mezarlıkların en emin yerler olduğunu belirtmiştir. Biz de mezarlarla mezarlıklarla ünsiyet kurmak, gereken dersleri çıkararak hayatı anlamlandırmamız gerekmekte. Geçici olan hayatı, fânî olan dünyayı anlamlandırmak için bu bir ön koşuldur.

Durduk yere Taraklı’nın mezar taşları nereden çıktı demeyin. Üstad İsmet Özel’in dediği gibi bazı kitaplar gelir insanları bulur. Tıpkı bu kitabında hiç beklemediğim bir yerde, beklemediğim bir zamanda beni bulduğu gibi… Yine de siz imkân bulursanız yolunuzu Taraklı’ya, Göynük’e, Geyve’ye düşürün… Oraların güzelliğini temaşa ederken, mazinin gergefinde kalmış, sizden bir “Fatiha” bekleyen öteye gidenleri de ihmal etmeyin!

Taraklı’nın tarihçesi ve mezar taşları için bkz. Lütfi Şeyban, Osmanlı Dönemi Taraklı Mezar Taşları ve Kitabeleri, Adapazarı Belediyesi Kültür Yayınları, 2007.

Fahri Güven

http://www.milligazete.com.tr/


İşlemler

Bilgi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s




%d blogcu bunu beğendi: